04-12-2008
Kayıt     Şifremi Unuttum!
Dolar 1,5650      Euro 1,9850      IMKB 23,937      
 
Anasayfa
Türkiye
Ekonomi
Dünya
Astroloji
Spor
Güncel
Yaşam
Magazin
Kültür-Sanat
Sağlık
Teknoloji
Kadın
Haber Detay
'Anormal olan ben değilim, savaş!'
Yazi Boyutu :
28 Agustos 2008 03:27
Önce İstanbul, sonra Adana ve son olarak Saraybosna film festivallerinden En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle döndü Ayça Damgacı. Şarkı söylemek hevesindeyken tiyatro sevgisi ağ...


Önce İstanbul, sonra Adana ve son olarak Saraybosna film festivallerinden En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle döndü Ayça Damgacı. Şarkı söylemek hevesindeyken tiyatro sevgisi ağır basıp İstanbul Üniversitesi Tiyatro Dramaturgi bölümünde eğitim alan, Şahika Tekand Oyunculuk ve Sanat Stüdyosu'nda, Tiyatro Oyunevi'nde oynayan ve Göçebe Şarkılar grubunda solistlik yapan Damgacı'nın anlattığı kendi hikâyesi, oynadığı kendisiydi aslında. 2001'de bir film setinde tanıştığı Iraklı oyuncu Hama Ali Han'a âşık olan Damgacı, işgalin patlak vermesiyle Han'la görüşemez olmuştu. Karar verdi; sevdiği adamı görmek için Irak'a, kaosun ortasına gitti. Sonrasında yaşadıklarını senaryolaştırdı. Senaryo, genç yönetmen Hüseyin Karabey'in eline geçince iş daha da ciddiye bindi. Kültür Bakanlığı'nın da destek vermesiyle film çekilmeye başlandı. Başroller de hikâyenin gerçek kahramanları Ayça Damgacı ve Hama Ali Han'a düştü. Bu, gerçekle kurgunun mütemadiyen birbirini doğurduğu hikâye, gösterildiği her yerde sevgi ve ilgiyle karşılandı. Kasım ayında vizyona girmesi planlanan filmi ve art arda aldığı ödülleri, hikâyenin 'esas kızı' Ayça Damgacı'yla konuştuk.
Hikâyenin ilk başından baktığında ödülleri nasıl değerlendiriyorsun?
Öngörülemez bir şey! Bir gece oturup sahneleri yazmışım, sonra Hüseyin Karabey'le bir araya gelmişim, senaryoyu yeniden çalışmışız... Üç sene sürdü bu çalışma. 13-14 versiyonu oluştu senaryonun.
Bu süre içinde hiç vazgeçmeye niyetlendin mi?
Biraz korkuyordum. Bu iş olacak mı; nasıl olacak, kim oynayacak? Hüseyin başından beri 'Sen oynayacaksın.' diyordu. Ben de 'Saçma olur.' diyordum. Arada ikna oluyordum, tekrar karar değiştiriyordum. Çekim gününe kadar da inanamadım. Kültür Bakanlığı'ndan ödenek çıktığında ödüm koptu!
Neyin heyecanıydı bu?
Oyun heyecanıydı, oynama korkusu.
Tiyatroda da yaşar mısın bunu?
Çok fena! Ve gittikçe artıyor, azalacağına... Ben kendini çok rahat ortaya koyabilen oyunculardan değilim. Bir yandan sahneye çıkmak isteyen ama bir yandan da çok ürkek bir kişilik; onun çatışması var.
Film, tamamen senin verdiğin karar üzerinden ilerliyor. Sen beklesen ya da başka bir yol seçsen bambaşka bir hikâye olacak...
Aslında bekledim onun gelmesini, bir buçuk yıl kadar. Her türlü merciye başvurdum, ama imkansız olduğu ortadaydı. Sonra 'Madem görmek istiyorum, niye ben gitmiyorum ki?' deyip yola koyuldum. Yapılan, delilik gibi görünüyor ama bence normal olanı bu. Bir insan bir insanı görmek istiyorsa gider, onu görür. Savaş anormal bir şey! Savaş varsa var; ne yapalım. Savaş, birbirine ulaşmak isteyen iki insana engel olamaz.
Hikâyenizin bir başka ilginç noktası da gerçekle kurgunun sürekli iç içe geçişi. Siz, bir filmde oynayan iki oyuncu olarak tanışıyorsunuz. Filmden sonra da ilişkinizi sürdürüyorsunuz. Derken bu hikâye film oluyor ve siz, kendi hikâyenizin yeniden oyuncuları oluyorsunuz. Filmi çekerken hangi noktada gerçek, hangi noktada kurgu; bunu nasıl ayırdınız?
Bir tiyatro oyununda veya film setinde, oranın kendi 'kurgusal gerçekliği' içinde insanlar birbirine çok yakınlaşıyor. Orada sırtındaki kimliklerin yok. Oradaki buluşma iki ruhun buluşması. Gerçek hayatta asla yakalanamayacak bir buluşma. İş gerçek hayatta birlikte olmaya gelince bir sürü engel çıkıyor. Aslında bu da önemli; belki kavuşsak o ruh buluşması yaşanamayacaktı. Sonra tekrar filme sıçrıyor bu. Rahatlıyorsun tuhaf bir şekilde. Kurgusal olanın özgürlüğü var aslında.
Yine de farklı bir durum var burada; kurgusal olan da yine senin hikâyen. Bir oyuncu, oynayacağı karakteri tanımaya, o karaktere bürünmeye çalışır mesela. Sen, bizzat kendini oynamak üzere nasıl hazırladın kendini?
Bizzat yaşadığım olayları yazdığımız sahnelerde, bir telefon konuşmasında mesela, oyunculuk tekniği açısından söylüyorum, yaşadığım olayları, duyguları çağırabilme açısından daha avantajlıydı tabii ki. Bir katili oynayacağı için katil olma tecrübesi yaşayacak değil oyuncu. Ama ben bu aşk hikâyesini, âşık olan kadını bütünüyle biliyorum. Bunun çok büyük rahatlığı ve avantajı var.
Dezavantajı var mı?
Yok, oyunculuk bu, oynuyorsun. O mesafeyi siliyorsun. Oynarken o duyguları çağırıp oynuyorsun. 'Kestik' sesini duyunca her şey yarıda kalıyor. Set geyiği başlıyor.
Peki seyrettiğin zaman perdede nasıl görüyorsun kendini?
O çok zor bir şey. Çünkü ben kendimi çok acımasızca eleştiririm, beğenmem. Tiyatro provalarını çektiğimizde de ellerimle yüzümü kapatır, parmaklarımın arasından korka korka bakardım. Dayanamazdım! Hoşgörülü bakamıyorum kendi yaptığıma.
Bizi Leonardo Di Caprio'ya âşık edenler utansın!
Film, ideal aşk tarifinin altını dolduran unsurlarla bezeli. Romeo- Jülyet, Leyla-Mecnun hikâyesine yakın. Ancak dayatılan 'ideal güzel' kalıplarında kahramanlar, Leonardo Di Capriolar, Kate Winsletlar yok. Bunu da düşünmüş müydünüz filmi yaparken?
Ben hiçbir zaman normal olmadığımı düşünmüyorum. Egemen eğlence anlayışının dayattığı 'güzel' ve 'yakışıklı' tipleri var tabii. Ama bir de 'güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa' anlayışı var. Biz her şeyi doğal haliyle bırakmaya çalıştık. Benim gibi bir kadınla onun gibi bir adam birbirine âşık oluyor; kim bunu engelleyebilir? Sokakta görmüyor muyuz 'Bunların yan yana ne işi var?' dediğimiz çiftler? Ama aşk böyle. Bizi Leonardo Di Caprio'ya âşık edenler utansın!
Ödülleri de bu anlamda düşündün mü hiç? Kara kaşıma kara gözüme değil hakikaten oyunculuğuma veriliyor diye?
İlkinde zaten inanamadım. Bir de 'filme veremediler, oyuncuya verelim dediler' dedikoduları dolanır ya. Ben de bunlara inanmaya meyilliyim. Ama üçüncü olunca, bir de çok farklı yerlerden insanlardan oluşan bir jüri verince, ikna oldum sonunda!

Bu haber 1180 defa okundu.

Çıktı Sonraki Haber Yukarı Çık

Bu bu habere ilk yorumu siz yapabilirsiniz.

Yorum yazabilmeniz için üye girisi yapmaniz gerekiyor.
Sayin okucuyumuz bu haberi istediğiniz kişiye gönderebilirsiniz.
*Kime:
*Kimden:
*Kisa Mesajınız :
 
* İlgili yerleri boş bırakmayınız!
** Mesajınız en fazla 150 karakter olmalıdır.Fazlası sistem tarafından silinecektir.
Kültür-Sanat
Son Dakika
Tasarım Kodlama : fthNEWS

Hürriyet ilan Hürriyet seri ilan Hürriyet gazete ilan
TOPlist
eXTReMe Tracker