Diyarbakır’da
psikolojik destek süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan
Uzm. Klinik Psk. Meki Deniz, iş ve aile yaşamındaki sorumluluklarını sürdüren kişilerin yaşadığı duygusal güçlüklerin her zaman dışarıdan anlaşılmadığını ifade etti.
Deniz, sürekli güçlü görünme çabasının kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden olabileceğini söyledi.
Günlük yaşamın devam etmesinin, kişinin kendisini iyi hissettiği anlamına gelmediğini belirten
Deniz, “İnsanlar işlerine gidebilir, çocuklarıyla ilgilenebilir ve sorumluluklarını yerine getirebilir. Ancak bütün bunları yaparken içlerinde yoğun bir yorgunluk taşıyabilirler. Kişinin yaşadığı güçlüğü anlamak için yalnızca dışarıdan görünen hayatına bakmak yeterli değildir” dedi.
Psikolojik destek için kriz yaşanması gerekmiyor
Stres,
kaygı ve gelecek endişesinin gündelik yaşamda farklı biçimlerde ortaya çıkabildiğini anlatan
Deniz,
uyku sorunları, isteksizlik ve küçük olaylar karşısında artan
öfke gibi durumların kişinin yaşadığı yükle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Destek arayışının yalnızca büyük bir sorun ortaya çıktığında gündeme gelmemesi gerektiğini ifade eden
Deniz, “Sürekli gergin olmak, düşünceleri durdurmakta zorlanmak veya günlük işleri eskisi kadar rahat yapamamak, kişinin yaşadıklarına daha yakından bakmasını gerektirebilir. Yardım istemek için her şeyin dayanılmaz hâle gelmesini beklemek zorunda değiliz” diye konuştu.
Diyarbakır’da
psikolog arayan kişilerin ihtiyaçlarının birbirinden farklı olabileceğini belirten
Deniz, değerlendirme sürecinde kişinin yaşam öyküsünün, ilişkilerinin ve mevcut koşullarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Çiftler arasındaki kırgınlıklar iletişimi zorlaştırabiliyor
Aile ve çift ilişkilerinde biriken sorunlara da değinen
Deniz, aynı evde yaşamanın duygusal yakınlığın korunduğu anlamına gelmediğini ifade etti. Konuşmaların sık sık tartışmaya dönüşmesinin, sorumlulukların paylaşılmamasının ve tekrarlayan güven sorunlarının ilişkiyi zorlayabildiğini anlattı.
Deniz, “Birbirini duyabilmek, sorumlulukları paylaşmak ve güveni korumak ilişkinin önemli parçalarıdır. Kırgınlıklar konuşulmadan biriktiğinde çiftler birbirlerinden uzaklaşabilir. Aldatma ve gizlilik gibi durumlarda ise yaşananları anlamak, ilişkinin geleceği hakkında daha bilinçli karar verebilmek açısından önem taşır” ifadelerini kullandı.
Aile danışmanlığı arayışında olan çiftler için sürecin, tarafların yaşadıkları sorunları ve beklentilerini ifade edebilecekleri bir alan sağlaması gerektiğini belirtti.
Çocukların davranışları gelişimleriyle birlikte değerlendirilmeli
Çocuklarda görülen
dikkat dağınıklığı,
hiperaktivite,
dürtüsellik ve kurallara karşı çıkma davranışlarının aileleri zorlayabildiğini söyleyen
Deniz, tek bir davranış üzerinden sonuca varılmaması gerektiğini vurguladı.
Deniz, “Her hareketli çocuğu
dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile açıklamak doğru değildir. Benzer şekilde her itirazı da asilik olarak görmek yeterli olmaz. Çocuğun yaşını, gelişimini, okulda yaşadıklarını ve aile içindeki ilişkilerini birlikte değerlendirmek gerekir” dedi.

Ebeveynlerin bazen ne yapacaklarını bilemedikleri için destek aradığını ifade eden
Deniz, çocuğun davranışını anlamaya çalışmanın, yalnızca davranışı durdurmaya odaklanmaktan daha kapsamlı bir yaklaşım olduğunu kaydetti.
Sınav kaygısı ve başarı beklentisi birlikte ele alınmalı
Çocuklar ve gençlerde
sınav kaygısı üzerinde duran
Deniz, başarısızlık korkusu, yoğun beklentiler ve sürekli kıyaslanmanın öğrenme sürecini zorlaştırabildiğini söyledi.
Deniz, “Çocuğun kendisini yalnızca aldığı puan üzerinden değerlendirmemesi önemlidir. Yetişkinlerin yaklaşımı da onun değerinin sınav sonucuyla sınırlı olmadığını hissettirmelidir” diye konuştu.
İnternetteki belirtiler tanı koymak için yeterli değil
Yetişkinlerde yoğun
kaygı sırasında
çarpıntı, nefes alamıyormuş gibi hissetme ve kontrolü kaybetme korkusu yaşanabildiğini belirten
Deniz,
panik atak veya
kaygı bozukluğu konusunda destek arayan kişilerin belirtilerinin değerlendirilmesine ihtiyaç duyabileceğini ifade etti.
Deniz, “İnternette okunan belirtilerden hareketle kişinin kendi kendine tanı koyması yeterli değildir. Yaşananların değerlendirilmesi ve kişiye uygun bir yol belirlenmesi gerekir” dedi.
Zorlanan kişilerin kendilerini suçlayabildiğini de anlatan
Deniz, “Eşinizle anlaşmakta güçlük çekmeniz veya çocuğunuza karşı sabrınızın azalması, onları daha az sevdiğiniz anlamına gelmez. Kendi ihtiyaçlarını fark etmek, dinlenmeye zaman ayırmak ve yardım istemek de kişinin kendisine ve ailesine karşı sorumluluğunun bir parçasıdır” ifadelerini kullandı.